İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Biyografi
  3. Uzak Doğu ve Japon Sanat Tarihi Akademisyeni Selin Özdemir ile Japonya hakkında

Uzak Doğu ve Japon Sanat Tarihi Akademisyeni Selin Özdemir ile Japonya hakkında

7 yıldır Japonya'da yaşayan ve Tohoku Üniversitesinde Uzak Doğu ve Japon Sanat Tarihi bölümünde doktora yapan Türk akademisyen Selin Özdemir ile Japonya ve Japon kültürü hakkında güzel bir sohbet gerçekleştirdik. "Japonya serüvenine nasıl adım atılır, neler beklenmelidir?" gibi konularda daha iyi bir fikir sahibi olduk. Japonya'da eğitim ve Japonca öğrenme ile ilgili de bir sürü faydalı ipucu edinirken, Japon kültürünün vazgeçilmez öğelerinden de konuştuk.

2
2

Japonya’da bir Türk, Uzak Doğu ve Japon Sanat Tarihi Akademisyeni: Selin Özdemir

1) Merhabalar Selin Hanım, öncelikle röportajımıza katıldığınız ve her zamanki gibi Japonya’ya ve Japon kültürüne ilgi duyan insanlar adına kendi tecrübelerinizi paylaştığınız için Japonya Postası olarak size teşekkür ediyoruz. Kendinizden biraz bahseder misiniz?

 

 Merhabalar, asıl ben sizlere teşekkür ederim.Selin ben. 1984 yılında Sakarya’da doğdum. Lise eğitimine kadar Sakarya’da devam ettim. Lise dönemimde resim hocamın teşvikleriyle resim bölümüne hazırlanmaya karar verdim. Üniversitede, Marmara Üniversitesi Resim Eğitimi Bölümünü kazandım ve yüksek lisans eğitimine de yine Marmara Üniversitesinde devam ettim. Yüksek lisans eğitimime devam ederken aynı bölümde öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladım. Resmi olarak akademik hayata ilk ayak basmam bu şekilde oldu. Sonrasında Japonya’ya yolum düştü ve halen Japonya’da Uzak Doğu ve Japon Sanat Tarihi bölümünde doktora yapıyorum ve yarı zamanlı olarak Sendai Müzesinde çalışıyorum. Akademik hayatımın dışında da kendi alanımla iç içe olan fotoğraf ile uğraşıyorum ve Japon geleneksel okçuluğu Kyudo yapıyorum. Birazda kimonolar ile ilgileniyorum.

2) Türkiye’deki bazı üniversitelerde Japon kültürü ve Japonca ile ilgili enteresan kulüp faaliyetleri oluyor. Ya da bazı üniversite eğitim görevlileri Japonya’ya ilgi duyup bunu öğrencilere aktarıyor. Sizin üniversiteniz olan Marmara Üniversitesinde de bu tarz bir kulüp ya da biri var mıydı, sizin üzerinizde Japonya ile ilgili pozitif etki yarattı mı? 

Aslında Marmara Üniversitesinde çalıştığım sırada Japonya’ya gitme kararı aldım. Japonya’ya kesin gitme kararı verdikten sonra üniversitedeki işimden ayrıldım. O yüzden çalıştığım üniversitede Japonya ile ilgili fazla etkinlik yapma veya kulüp kurma fırsatım olmadı.

3)Herkesin merak ettiği Japonya’ya gidiş hikayenizi biraz anlatabilir misiniz? Japonya’ya gitmeye nasıl karar verdiniz? Japonya’daki Asya’nın en iyi 20 üniversitesi listesinde yer alan Tohoku Üniversitesinden nasıl kabul aldınız? Bu süreçte kararsızlıklar, belirsizlikler yaşadınız mı? Bunların üstesinden nasıl geldiniz?

Az önce de bahsettiğim gibi Marmara Üniversitesinde çalışırken Japonya’ya gitme kararı aldım. Sözleşmeli Öğretim Görevlisi olarak çalışıyordum ve kadro problemleri vardı. Uzun süre o şekilde çalışmayacağımı anladım ve Japonya’da önce bir dil okuluna gittim. Japonca öğrendikten sonra doktora başvurusu yaptım. Kabul sürecim ise dil okuluna devam ederken zaten Sendai’de yaşıyordum o yüzden öncelikle Sendai’daki Tohoku Üniversitesine başvurmaya karar verdim. Şu an danışmanım olan hocama mail atmıştım ve kısa sürede cevap geldi. Hocamla çok yakın konular çalışıyorduk. O yüzden anlaşmamız çok zor olmadı. Sonrası prosedürler tabii. Bu süreçte tabii ki Japonya’da yaşayan her yabancı gibi benim de belirsizliklerim, kararsızlıklarım oldu. Ailem öncelikle en büyük destekçimdi, onlar destek oldular ben çalıştım. Bir şekilde atlatılıyor her sorun.

4) Japonya’da maalesef işler biraz tuzlu… Doktora yaptığınız üniversitenin burs imkanlarından veya MEXT bursundan yararlandınız mı? Japonya serüveninizi ve eğitiminizi nasıl finanse ettiniz?

Ben MEXT ile gitmedim. Fakat Tohoku Üniversitesinin yabancı öğrenciler için sunduğu burs seçenekleri vardı. Onlardan birisine başvuru yaptım. Hayatımı rahat bir şekilde devam ettirecek bir burs değildi fakat yine de çok desteği oldu bana. Aynı zamanda part-time olarak da çalışıp eğitimimi sürdürüyorum.

5) Bugünlerde Asya’daki herhangi bir ülkeye gitmek isteyen kişilerin aldığı “Japonya da neymiş, Japonca hayatta öğrenemezsin, boş hayaller kurma.” gibi daha çok çoğaltılabilecek negatif yaklaşımlarla, yorumlarla karşılaştınız mı? Karşılaştıysanız, nasıl başa çıktınız?

 Tabii. Kim karşılaşmıyor ki. Ben işimi çok seviyorum. Umuyorum, eskisinden daha da iyi bir akademisyen olacağım. Bu inanç beni hiçbir zaman ya yapamazsam endişesine düşürmedi. Çalışıyorsam başarabilirim dedim hep. En başta kendimize yaptığımız işe inancımız olacak ki insanların negatif düşünceleriyle baş edebilelim.

6) Hobilerinizden biraz bahseder misiniz? Japonya’da boş vakitlerinizi nasıl geçiriyorsunuz?

 Hobi olarak en çok zamanımı verdiğim şey Kyudo (Geleneksel Japon Okçuluğu). Haftanın 3-4 günü antrenman yapıyorum. Fotoğrafla ilgileniyorum. Fotoğraf hem hobim hem işim gibi aslında. Bir de kimonolar en sevdiklerim. Zaman zaman seremoniler ve kimono giyilebilecek etkinliklere katılıyorum.

7) Yarı zamanlı olarak çalıştığınız Sendai Müzesi’ndeki görevleriniz neler? 

Sendai Müzesinde iki işim var aslında. Müze bünyesinde bulunan eserlerin fotoğraflarını çekip bir elektronik veri tabanı oluşturuyoruz. Ben de kendi günümde belirlenen eserlerin fotoğraflarını çekip depoluyorum. Eserlerin çoğu dijital ortamda da saklanıyor. İkincisi ise müzede sergilenecek eserlerin bilgilerini ingilizceye çevirmek. İngilizce çevirilerini yaptıktan sonra kataloglar için hazırlık yapıyorum. Ve aslında sadece Sendai Müzesi değil bir çok müzede ve tapınakta danışman hocamın projelerine katıldım. Müze veya tapınakta bulunan bir veya birkaç heykelin ya da e-maki’lerin fotoğraflarını çekip ölçümlerini yapıp sayımlarını yapıyoruz.

Kültür-Sanat

8) Japonya’ya gittiğimiz zaman, girdiğimiz bir tapınağın Shinto ya da Budist tapınağı olduğunu nasıl ayırt edebiliriz?  Shinto ya da Budist tapınaklarında mimari/sanatsal açıdan neler görmeyi bekleyebiliriz?

Günümüzde Budizm ve Shintoizm çok iç içe girmiş durumda. Aynı şekilde tapınakları da bazen ayırt etmesi zor olsa da, Shinto Tapınaklarının girişindeki Torii denilen büyük kırmızı kapılar ayırt edici oluyor. Eğer bu kapılardan yoksa ve tapınağın girişinde mezarlık ve mezarlığın başında büyük bir Budist heykeli varsa buraya Budist tapınağıdır diyebiliyoruz. Budist Tapınaklarında ek olarak genelde Ana Salon’da muhakkak bir Budist heykeli bulunmaktadır.

9) Japon Sanat Tarihi dediğimiz zaman akla gelen Kabuki (geleneksel Japon tiyatrosu), Ningyō jōruri ( geleneksel Japon kukla tiyatrosu), Gagaku (geleneksel Japon müzik türü), Haiku (geleneksel Japon şiiri) gibi sanat dalları da doktoranız kapsamına giriyor mu? Giriyorsa, bu dallar hakkında nasıl detaylı bilgi sahibi oluyorsunuz?

 Doktoram resim ve heykel ve yazı sanatı kapsamında. Diğer sanat dalları ile kendimiz özel ilgi alanlarımıza göre okumalar yapıp bilgi sahibi oluyoruz.

10) Kintsugi sanatından biraz bahseder misiniz? Kintsugi sanatının en güzel örneklerini nerede gözlemleyebiliriz? 

Kintsugi sanatıyla ilgili aslında ayrıntılı bir yazı yazmıştım. Yine de kısaca değineyim; Erken Edo Dönemi sanatçısı olan Honami Koetsu tarafından geliştirilmiş bir yöntem Kintsugi. Ona göre Kintsugi tamirin ötesinde yeniden hayat verme düşüncesiydi. Bununla birlikte Kintsugi’nin son zamanlarda çokça adından söz ettirmesinin sebebinin, seri üretimin ve bilinçsiz tüketimin arttığı günümüz dünyasında el işçiliği üzerine yeni bir ortak girişim olduğu söylenmekte. Biraz bilgelik, hayatın estetik yönünü geliştirme, yok olan değerleri geri kazandırma da bu sanatın temelini oluşturuyor. Geçmişine önem veren Japonların en zarif taraflarının hayata yansıması da sayılır. Japonya’da lokal müzelerde çok güzel örnekler sergileniyor fakat Türkiye’den de internet üzerinden bir çok örnek görmek mümkün.

11) Japonların sevdiği ve önem verdiği bir çiçek olan “sakurayı (kiraz ağacı çiçekleri)” sanatlarında da kullandıklarını görebiliyoruz. Sakuranın, Japon sanat tarihi üzerinde nasıl bir etkisi vardır? Sakuranın, çalışmalarda bu kadar çok kullanılmasının altında yatan başka nedenler var mıdır?

 Sakura ve sanattaki yansıması çok derin aslında. Batı sanatı ile ilgilenenler bilir, Vanitas kavramı vardır. Çeşitli imgelerle hayatın gelip geçiciliğini anlatır. Hollandalı ressamlar bu temayı resimlerinde çok kullanmıştır. Sakura da baharla birlikte açması yeni bir başlangıcı hissettirse de çabucak solup gitmesiyle hayatın gelip geçiciliğini anlatıyor. Fakat Japon sanatı içinde sakuranın çeşitliliği o kadar çok ki yine de sanatçının ne için çizdiğini biraz okumak gerekiyor.

12) 2 farklı geleneksel Japon giysisi olan kimono ve yukataların farkları nelerdir? Yazlık, kışlık versiyonları arasındaki farklar nelerdir? Siz en çok hangisini giymeyi seviyorsunuz?

 Kimono daha çok törenlerde giyiliyor. Yukata ise bir nevi yazlık kimono diyebiliriz. Kimonolar yazın giyilecek olsa bile ince kumaşlardan yapılmış olanlar daha çok tercih ediliyor. Yukata ise zaten ince bir kumaştan yapılıp giymesi de oldukça kolay bir giysi, kendi başınıza da bir kaç denemeden sonra giyebiliyorsunuz. Ben yukatayı kendi başıma da giyebildiğim için onu daha çok seviyorum, yazın giymesi ayrı bir zevk. Birisinin yardımını beklemenize gerek kalmadan istediğiniz her zaman giyebiliyorsunuz.

13) Japonya’ya gidince Japon sanatı ve kültürüne ilgi duyan birinin mutlaka gezmesi gereken tapınaklar, müzeler nerelerdir? Nereden başlanmalıdır?

Önereceklerim turistik amaçlı geziler içindir onu öncelikle belirteyim. Müze önerilerim öncelikle Tokyo Ulusal Müzesi ve sırasıyla Kyoto ve Nara Müzeleri. Tabii ki Sendai’a gelen olursa bilakis rehberlik ederim.

Tapınak önerilerim ise; Kyoto’dan başlamalarını öneririm. Benim en çok sevdiğim Fushimi İnari Tapınağını ilk sırada tavsiye ederim. Daha sonra Kinkaku-ji, Kyomizu dera, Ryoan-ji (müthiş bir bahçesi vardır), Nanzen-ji. Sonrasında Nara’da Horyuu-ji (Dünyanın en eski ahşap yapısı olmasıyla ünlüdür), Kofuku-ji ve Todai-ji ve Todai-ji’ye yakın Nara Parkı öncelikli tavsiyelerimdir.

Japonya’da Yaşam

14) Akademi Ödülü gibi bir çok ödüle layık görülen, Sofia Coppola’nın yönetmenliğini yaptığı “Lost In Translation (Bir Konuşabilse)” filmini izlediniz mi? Yabancılar için Japonya’ya deneyimini ne kadar doğru yansıttığını düşünüyorsunuz?

Evet, tabii izledim. Aslında bu film üzerinden yabancıların Japonya deneyimini doğru yansıtmış fakat her yabancı Bob ve Charlotte kadar şanslı olmadığından daha acı deneyimler yaşamış bir çok insan tanıyorum.

15) Japonya’daki üniversitelerin, Türkiye’deki üniversitelerden temel farkları neler? Akademik hayat ve kariyer düşünüldüğünde Japonya’daki üniversiteler ne gibi avantajlar sağlıyor?

Japonya’da ki üniversitelerin en büyük farkı her türlü kaynağa ve imkana çok rahat şekilde ulaşabiliyor olmanız. Özellikle lisansüstü öğrenim için gittiyseniz Japonya’da her yüksek lisans ve doktora öğrencisinin kendisine ait bir çalışma masası bulunuyor ve Türkiye’de görmemizin mümkün olmadığı bir şey olan öğrenci kimlik kartınızı Ffakülte giriş anahtarı olarak kullanabiliyor ve dilediğiniz saatte okula girip çalışabiliyorsunuz. Geceleri kalıp çalışmalarını sürdüren çok sayıda insan var. Kendi alanım açısından ise Türkiye’de ne yazık ki bir müzede araştırma yapmak istiyorsanız önünüze her türlü bürokratik engeli çıkartıyorlar fakat Japonya’da Tokyo Ulusal Müzesi, Kyoto ve Nara Müzeleri depolarına araştırma için ve daha birçok müze görevi yapan tapınakların ziyaretçilere açılmayan kısımlarına üniversite ve danışmanım sayesinde yabancı öğrenci ve araştırmacı olarak girdim. Eğer araştırma yapmak istiyorsanız Japonya’da tüm kapılar açık.

16) Japonya’nın hangi eyaletlerine gitme şansı elde ettiniz? Japonya kırsalı ile şehri arasında nasıl bir değişim söz konusu? Japonya’da kırsal bölgelerde bazen yabancılara karşı ön yargı/ merak olabiliyor, böyle bir durum yaşadınız mı?

  Japonya’da Hokkaido ve Okinawa hariç çoğu eyalete, şehire gittim. Aslında beni  Japonya kırsalı ile şehri değil de Japonya’nın kuzeyi ve güneyi arasında ki değişim şaşırtmıştı. Tohoku bölgesinin insanı biraz resmi diyebilirim fakat güneye gittiğinizde özellikle Osaka’nın insanı çok farklı ve çok sıcak. Hatta öyle ki bazı Japonlar Osaka Japonya’da ayrı bir ülke diyor. Önyargı değil de merak ediyorlar. Ama ayrımcılık adına pek kötü bir deneyimim olmadı.

17) Japonya’da geçirdiğiniz 7 yıl içerisinde mutlaka bir sürü renkli, şen festivaller görmüşsünüzdür. Hangi festivallerde bulundunuz? Meşhur havai fişek gösterilerinden, yemek standlarına kadar en çok beğendiğiniz hangisi oldu?

Çok ilginç festivaller yapılıyor. Hangi festivallerde bulundum hepsini hatırlamıyorum ama en sevdiğim ya da ilginç gelen diyeyim Dontosai Festivali, yılbaşında yapılan bu festivalde büyük bir ateş yakıyorlar. Katılımcılar, her yıl bir önceki yıla ait yılbaşı süslerini ve dilek diledikleri, dualar yazdıkları muska şeklindeki küçük kağıtları, kötü anıları olan fotoğrafları toplayıp ve gelecek yılda sağlık ve iyi şans için dua olarak şenlik ateşine atıyor. Birde Hadaka Mairi denen Çıplak Hac geçidi oluyor. Kar yağsa bile incecik sadece belden aşağısını kapatan bir peştemalle büyük gruplar halinde geçit töreni yapıyorlar.Havai fişek gösterileri “hanabiler” de tamamen yaz ayına özgü festivaller. Herkes yukatasını giyip izlemeye gidiyor. Japonya’nın en çekici tarafı festivaller sanırım.

18) Onsen deneyiminiz var mı? Tamamıyla geleneksel bir Japon otelinde kaldınız mı?

Onsen deneyimim malesef yok, umumi tuvalet ve banyolarla aram çok iyi değil. 

19) Oiran deneyimiz olduğunu İnstagram sayfanızdaki (link aşağıda) kimono içerisindeki güzel fotoğraflarınızdan görebiliyoruz. Oiran nedir? Neden Oiran deneyimi yaşatılmak isteniyor? Oiran deneyiminden neler beklenebilir?

Oiran için aslında dönemin eğlendiren kadınları, nezaketçiler diyebiliriz. Bir Oiran, geleneksel chadō (Japon çay töreni), ikebana (çiçek düzenleme) ve shodō (hat sanatı) yapabilmek ve çeşitli enstrüman çalabilmek için çeşitli eğitimler alır.

Oiran neden yaşatılmak isteniyor, günümüzdeki önceliği kimonolarının güzelliği tabii ki. Çok gösterişli kimonoları, saç ve makyajları var ve Oiran, Japonya’yı temsil eden kimono’yu en güzel biçimde gösterme şekilde oluyor aynı zamanda.

20) Bazı insanlar tapınaklardan aldıkları küçük nesneleri, omamori (küçük şans getiren tılsımlar) gibi, biriktiriyor. Tapınakları gezen biri olarak sizin de böyle bir koleksiyonunuz var mı?

Tapınaklardan sadece eğlencesine omikuji (fal diyebiliriz) alıyorum. Onu da aldıktan     sonra tapınak bahçesinde ki bir ağaca asıp bırakırım. Fakat Göshuin denen tapınağı ziyaret ettiğinize dair sizin isteğinizle rahiplerin el yazısıyla tapınağın mührünü yazdıkları bir defter oluyor. Öyle bir koleksiyon defterim var.

Japonca

21) Japonya’ya gittiğinizde bir dil okuluna yazılmışsınız sanırım. Bu dil okulundaki günlük rutininizden ve derslerden biraz bahseder misiniz? Japonca’yı kısa sürede yabancılara nasıl öğretebiliyorlar?

Evet, Japoncayı dil okulunda öğrendim. Japonca için çok emek harcadım. Bir günlük rutinimden bahsedersem, sabah 08;30`da ders başlıyordu onun için 7-7:30 civarı kalkıyordum. Dersler öğlen 12:30’da bitiyordu ve öğlen için bento (bizdeki beslenme çantası diyim) götürüyordum. Dil okulunda herkesin ortak oturup yemek yiyip, ders çalışabildiği bir salonumuz vardı. Öğlen yemeğimi orada yedikten sonra eve dönmeyip akşama kadar okulda kalıyordum. Akşam eve dönüp yemek yiyip ertesi gün için bento hazırlayıp tekrar japonca çalışıyordum. Japoncayı yabancılara nasıl öğretiyorlar, çok yoğun programları var ve her gün düzenli test, haftalık sınavlar yapıyorlar. İster istemez o tempoya uyuyorsunuz.

22) Japonya’daki dil okullarının bir özelliği de Japonca dışında dersler vermeleri. Japonya’nın tarihi, gelenekleri gibi. Hatta üniversitede seçtiğiniz bölüme göre fizik/kimya/biyoloji/matematik/coğrafya/tarih gibi dersler de verebiliyor. Sizin gittiğiniz dil okulunda da bu şekilde dersler var mıydı? Size bu derslerin ne kadar katkısı oldu?

Benim gittiğim okulda sadece Japonca eğitimi veriliyordu. Zaman zaman kültürel etkinlikler yapıyorlardı fakat ayrı ders olarak görmedik.

23) Japonca öğrenirken insanları korkutan bir konu da Japonca yazabilmek. Hiragana, Katakana ve Kanji alfabeleri olmak üzere 3 tane alfabe var. Üstüne üstlük Kanji alfabesinde 2000’i aşkın karakter var ve farklı okunuşları var. Günlük hayatta kullanılan Kanjileri ve okunuşlarını nasıl öğrenebildiniz? İşiniz için kullanılan özel terimlerde kullanılan Kanjileri nasıl öğrenebildiniz? Japonya’da bir alanda doktora, yüksek lisans veya üniversite eğitimi almak isteyen biri için Kanji bir engel teşkil ediyor mu?

Evet, Japonca öğrenirken karşınıza çıkabilecek en büyük zorluk yazı sistemi. Kanjileri öğrenmek için aslında biraz sevmeniz gerekiyor. Ben görsel sanatlar okuduğum için görmek, çizmek benim için her zaman çok güzel. Kanjiyi de ezberlemek için çok fazla yazarak alıştırma yaptım. Yazmadığınız sürece gördüğünüzde okuyabiliyorsunuz fakat bakmadan yazamıyorsunuz. Elinizin yazarak alışması gerekiyor. Alanım japon sanat tarihi ve işin içine tarih girince eski kaynakları okumak zorunda kaldığınız durumlar oluyor. Onları da aynı şekilde çok yazarak ezberledim ve hatta hala ezberliyorum. Kanjinin sonu yok çünkü. Japonya’da eğer danışmanınız ingilizce çalışmayı onaylıyorsa japonca, kanji çok fazla sorun teşkil etmiyor fakat benim okuduğum bölüm gibi Japonca kaynaklar harici kaynakça bulamıyorsanız iyi bir Japonca öğrenmeye mecbur kalıyorsunuz.

24) Japonca’da JLPT’nin belirlediği N2-N1 seviyesine gelmeniz ne kadar sürdü? Günde kaç saat çalışarak pratik yaptınız?

Demin de bahsettiğim gibi günümün 13-14 saatini japonca çalışarak geçiriyordum. Dil  okulunun ilk yılı bittiğinde N2’yi aldım. 1 yılda sıfırdan başlayıp N2 almakta mümkün çalıştığınız sürece.

Selin Özdemir Instagram Sayfası Linki: https://www.instagram.com/selininjapan/

Facebook Sayfası: https://www.facebook.com/japonsanattarihi/

Selin Özdemir Web Sitesi: http://www.selinozdemir.com.tr/

Yorum Yap

Yazar Hakkında

Tıp Fakültesi 2.sınıf öğrencisi.

Yorum Yap