1. Ana Sayfa
  2. Röportaj
  3. Japonya’ya tek yön bilet: Esra Köşnek ile röportaj

Japonya’ya tek yön bilet: Esra Köşnek ile röportaj


Japonya Postası olarak röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz Esra Hanım. Öncelikle bize kendinizden bahseder misiniz?

Merhaba, Ben Esra. 1988, Giresun doğumluyum. Japonya’ya gelmeden önce İstanbul’da yaşıyordum. Yıldız Teknik Üniversitesi, İstatistik bölümü mezunuyum ve uluslararası bir firmada bilgi teknolojileri alanında analist olarak çalışıyorum. Şu anda Fujisawa şehrinde yaşıyorum.

Japonya serüveniniz nasıl başladı kısaca anlatabilir misiniz?

Küçüklüğümden beri Japonya’ya karşı olan sevgim, seyahat etmeyi çok sevdiğimden dolayı ilki 2017’de olmak üzere üç ziyaretimle birlikte daha da katlandı. Birçok kere gelmeme rağmen tekrar gelmek istemek bir süre Japonya’da yaşama fikrini kafamın bir köşesine taşımama sebep oldu. 2019 Haziran ayında, severek yaptığım işimi ve düzenli hayatımı geride bırakarak büyük bir cesaretle Japonya’ya dil öğrenmeye geldim. Japonca öğrenirken de okulun taksitlerini ödemek ve hayatıma devam edebilmek için çeşitli yarı zamanlı işlerde çalıştım. Bu süreçte Japonca konusunda N3 seviyesine gelecek kadar ilerleyebildim. Kendi mesleğimle ilgili bir iş bulunca da okulu bırakarak çalışmaya başladım.

Japonya’ya ilk geldiğinizde neler yaşadınız? Farklı olarak ilk gözünüze çarpan şeyler nelerdi?  

1 Temmuz 2019’da öğrenci vizesi ile Japonya’ya giriş yaptım. Seyahat ederkenki havaalanı çıkışlarından çok farklıydı hislerim, dönüş biletim yoktu. Planımda sadece altı ay dil öğrenmek, hayalimde yıllarca Japonya’da yaşamak, düşüncelerimde ise “belki de bir haftada dönerim” vardı. Ailemin bana desteği, “zorlanırsan dönersin, denemekle ne kaybedersin ki?’ demesi, hem gidebilme cesaretim hem de dönebilme dayanağım oldu. Altı ayın sonunda neye karar vereceğimi bilmiyordum. Bildiğim tek şey, bunu yapmak istediğimdi ve buradaydım.

İlk şaşırdığım şey, ne kadar çok şeye şaşırdığımdı 🙂 Fırsat buldukça seyahat eden, yeni yerler görüp, yeni kültürler ve yeni insanlarla tanışmayı seven biriyim. Japonya’ya da ilgim çocukluğumdan beri vardı ve birkaç kez buraya gelmiştim. Dolayısıyla “ben biliyorum ya bu Japonları” havasındaydım. Ama öyle olmadı.

Yeni gelen biri için ütopik bir yer gibi geliyor Japonya. Her şey insanlar daha rahat etsin diye tasarlanmış gibi. Kibarlık sandığınız davranışları insanlar burada normal olarak sergiliyor. Önce düşündürüyor Japonya, sonra kıskandırıyor, sonra sevdiriyor.

Tabi ki bunun yanında anlamlandıramadığım şeyler de vardı. En garip bulduğum şey sokaklarda çöp kutusunun olmayışıydı. İnsanlar çöplerini eve götürüp, geri dönüşüme uygun bir şekilde ayrıştırıp öyle çöpe atıyorlar. Bir de genç kızların oyuncak bebek gibi giyinip gezmeleri ve bunun kesinlikle garip olmaması hatta güzel ve çekici bulunması.

Japonca öğrenme sürecinizi anlatabilir misiniz? Ayrıca Japonca öğrenmek isteyenlere neler tavsiyede bulunmak istersiniz?

Japonca öğrenme isteğim Japonya’da yaşama düşüncesiyle başladı. Sonra kursları araştırdım. Ne yazık ki az sayıdaki bu kurslar yaşadığım yere uzaktı ve genelde haftasonlarıydı. Kurs beni disipline ederdi ve sınıftakilerle pratik yapabilirdim ama haftasonlarımı bu şekilde harcamak istemedim. Açıkçası ücretini ödeyip devam etmeyeceğimi düşündüm. Sonra özel ders seçeneğini araştırdım. Böylece hem yolda harcayacağım zamanı aza indirebilir, hem de öğrenme konusunda daha kısa zamanda daha çok yol kat edebilirdim.

İnternetten özel ders verenleri araştırdım ve muhteşem bir eğitmene denk geldim. Japonca öğretmenim derslere benden daha fazla hazırlanıp geliyordu ve beni inanılmaz motive ediyordu. Üstelik zaman konusunda çok esnekti. Böyle birinin karşısına hiç çalışmadan ve ödevlerini yapmadan çıkmak istemiyordum. Bütün bu motivasyon neticesinde, Japonya’ya gelmeden önce başlangıç seviyesinde Japonca öğrendim.

İlk tavsiyem, kararlılık ve devamlılık. Bu dil, İngilizce gibi günlük hayatınızda sürekli karşınıza çıkmıyor. İki hafta bakmadığınızda, o bir hevesle üç saat boyunca ezberlediğiniz harfler, harcadığınız üç saatle birlikte yok oluyor. Öğrenmesi zor bir dil. Bazen, Japonca öğreneceğim sürede iki farklı dil öğrenebilirdim diye düşünüyorum.

İkinci tavsiyem, sizin için en iyi öğrenme yolunu belirlemeniz. Her ne kadar dil kursları ve özel dersler öncelikli seçenekler olsa da kendi kendinize çalışarak bile öğrenebilirsiniz. Ücretli ya da ücretsiz online kurslar hatta sosyal medyada gönüllü öğretmeye çalışanlar var. Şartlarınıza ve bütçenize göre en iyi yöntemi seçin.

Japonya’da gittiğiniz dil okulundan bahseder misiniz? Dil okuluna gitmek isteyenlere önerileriniz nelerdir?

Okulumun adı Kanrin Japanese Language School. Yokohama’da diye geçiyor ama merkeze uzak. Ne kadar süre gitmek istediğinize göre fiyat tablosu ve ne zaman başvuru yapmanız gerektiği gibi bilgileri internet sitesinde yazıyor.

Dersler başlamadan önce seviye belirleme sınavı yapılıyor ve sonuçlara göre sınıflarınız belirleniyor. Ders içerikleri seviyenize göre değişkenlik gösterse de genel olarak Kanji, grammer, pratik yapma, okuma gibi ayrıştırılıyor. Her gün ödeviniz oluyor, haftada bir veya iki haftada bir işlemiş olduğunuz yeni ünitelerin sınavları, üç ayda bir de genel sınav oluyor. Genel sınavda başarısız olursanız, geriden gelen sınıfa giderek aynı dersleri tekrar görüyorsunuz, başarılı olursanız sınıfınızla beraber devam ediyorsunuz. N3 seviyesinin üzerindeki sınıflarda, sınıflar okuldan sonra çalışmak isteyenler ve üniversiteye gitmek isteyenler olacak şekilde ayrılıyor. Ben çalışmayı düşündüğüm için gittiğim sınıfta daha çok konuşma ağırlıklı, iş görüşmesi yapma, iş dünyasındaki konuşma adabı gibi konular işleniyordu.

Dil okuluna gelmek isteyenlere ilk tavsiyem, ne zaman başvuru yapılıyor ve bu süreç ne kadar sürüyor araştırsınlar. Seçtikleri okulda, örneğin başlangıç seviyesinden başlayacaklarsa bu seviyedeki sınıfların ders saatleri ne zaman öğrensinler. Özellikle yarı zamanlı çalışmak isteyenler bu konuya dikkat etmeli.

İkinci tavsiyem, gelmeden önce Japon alfabelerinden Hiragana ve Katakana’yı ezberlemeleri. Okul müfredatı çok hızlı ilerliyor. Sürekli ödevler, testler, alıştırmalar, sunumlar var. Harfleri çok hızlı geçiyorlar.

Üçüncü tavsiyem, para biriktirmek. Japonya pahalı bir ülke. Hiç Japonca bilmeyen birinin burada yarı zamanlı da olsa iş bulabilmesi neredeyse imkansız. Sizi, biraz konuşmaya başlayacak düzeye gelene kadar idare edecek parayı biriktirerek gelmelisiniz.

Japonya’da konaklama gibi meseleleri nasıl hallettiniz? Yemek konusunda sıkıntı yaşadınız mı?  Japon yemeklerine alışmanız ne kadar sürdü?

Ben ev arkadaşı bularak geldim ve parayı peşin ödedim. Gelirken tek kriterim, “Slumdunk” animesini çok sevdiğim için Shonan bölgesinde yaşamaktı. Eğer okul için geliyorsanız en mantıklısı başlangıç için okulun yurtlarında kalmak. Böylelikle ev eşyası, yol parası ve fatura gibi dertleriniz olmaz. Bu süre içinde de ev arayabilirsiniz. Sınıftaki bazı arkadaşlarım “gaijinpot” diye bir siteden bulmuşlardı, bazıları “shared house” denilen bir çok odası olan ortak kullanım alanlı evlerde kalıyordu.

Zaten Japon mutfağını sevdiğim için yemek konusunda hiç sıkıntı yaşamadım. Hatta Türkiye’de yaşarken balık ile pek aram yoktu, burda kahvaltıda bile yer oldum 🙂 “Denizden babam çıksa yerim” kıvamına geldim. Bir çok insanın yemek istemeyeceği “natto”yu bile severek yiyorum. Çok sorulduğu için söyleyeceğim, burada bir çok kişinin sandığının aksine böcek yemekleri yok. Balık, pirinç, erişte, tavuk, et, sebze yemek çeşitleri çok fazla. Asıl zor olan bence bir restorana gidip sipariş verebilmek. Kanji harfleri ile yazıldığından dolayı menüden bir şey anlamak neredeyse mümkün değil. Dolayısıyla yemeklere alışmak değil de sipariş verebilmeye başlamak 4-5 ayımı aldı. Bazı yerlerde makineden sipariş verip, parayı makineye ödeyip, sadece fişi hazırlayanlara uzatarak yemeğinizi masanızda bekleyebiliyorsunuz. Bu arada yemek sorusuna restoran ağırlıklı cevap verme sebebim, Japonya’da tek yaşıyorsanız evde yemek yapmak ile dışarda yemek arasında fiyat açısından çok fark olmadığını düşünmem. Yeni tatlara açık değilseniz bu konu her yerde sorun olacaktır ama Japonya’da çeşit çok, kendinize uygun tatları bulacağınızı düşünüyorum.

Japonya’da iş bulma sürecinizi anlatabilir misiniz? Bir yabancı olarak iş ararken zorlandınız mı? Japonca bilmeden Japonya’da iş bulunabilir mi?

Öğrenciliğimde iş ararken çok zorlandım. Öğrenci vizeniz varsa haftada 28 saat çalışabiliyorsunuz. Ben de buna güvenerek hem okur hem de yarı zamanlı çalışırım diye düşündüm. Ama Japonca konuşamayan birine kimse iş vermiyor. Mülakata gitmek için bile telefon edip Japonca konuşmanız ve mülakat için randevu almanız lazım. Karşıdaki insanın size sorduklarını anlamanız, cevap vermeniz lazım. Görüşmeye gitmeden önce Japonca özgeçmiş yazmanız lazım. Bunun için bir form satın alıyorsunuz, Japonca doldurmanız lazım. Makbule geçeni, her seferinde el ile yeniden yazmanız. Kaç kere görüşmeye gittim, kaç kere reddedildim, hatırlamıyorum. Gelişimin 5. ayında spor kıyafetleri satan bir mağazada işe başladım. Ama dükkan 10:00- 19:00 arası açık. Okul 13:00- 17:00 arası. Dolayısıyla sadece hafta sonu çalışabiliyorum, o da benden önce başka bir çalışan o ayki çalışma planında o günleri kapmamışsa. Haftada 14 saat çalışarak, değil Japonyada dünyanın hiçbir yerinde geçinemezsiniz. Çok dil bilmeden yapabileceğiniz işler de var ama zorlar. Örneğin, fabrikalar. Bu yerler de çok talep gördüğünden, girmesi zor olabiliyor. Siz okul için geldiniz ama ekonomisi iyi olmayan diğer Asya ülkelerinden gelip bu işlerde çalışmak isteyen çok insan var. Bu arada eğer ihtiyaç varsa okul da size iş buluyor ama ihtiyaç yoksa, kendi başınızasınız.

Şu anda uluslararası bir firmanın bilgi teknolojileri departmanında çalışıyorum ve Japonya’daki ikinci tam zamanlı işim. Japonca konuşmama neredeyse hiç gerek kalmıyor. BT sektöründe sadece İngilizce konuşulan iş bulmak diğer sektörlere göre daha kolay olsa da yetkinlikleriniz ve tecrübeniz doğrultusunda kendi ülkenizde iş bulabilmek kadar zor.

Bunun yanında Japonya’da insan kaynakları ajansları var. Cv’nizi onlarla paylaşıyorsunuz ve onlar size uygun olan işler hakkında sizinle iletişime geçiyor. Örneğin ben ilk işimi böyle buldum. Aynı zamanda benimle LinkedIn’den iletişime geçen başka firmalar ile de mülakatlara giriyordum. Şu anki işimi de bu şekilde buldum.

İş hayatınızdan bahsedebilir misiniz? Çalışma ortamınız nasıl? Japonya’da çokça gündeme gelen şirketlerde yaşanan mobbing’e sizde maruz kaldınız mı?

Pandemi sebebiyle evden çalışıyorum şu anda. Kısa zamanda iki iş deneyimim olduğu için kıyaslayarak anlatabilirim.

Çalıştığım ilk yer Japonya’da çok bilinen, her yerde adını görebileceğiniz bir şirket. Aynı zamanda globalleşmeye çalıştığı için kurum içinde İngilizce konuşuluyor. Japonya’ya gelmeden önce de farklı ilanlarına defalarca başvurup reddedilmiştim. Demek ki buraya kısmetmiş.  Ekip yöneticimiz Hong Konglu muhteşem bir kadındı, ona hayrandım.  Ekipte sadece teknik lider Japon’du. Teknik açıdan çok donanımlı olsa da başarılı bir yönetici değildi ve dolayısıyla ekibimiz mutlu değildi. Bunun sebebinin ise uyguladığı mobbing olduğunu açıkça söyleyebilirim. Diğer departmanlarda durum farklıdır belki. Sonuç olarak girmek için çok çabaladığım firmadan üç ay sonra ayrıldım.

Şu anki şirketimde dört aydır çalışıyorum. Çok bilinen uluslararası bir şirket. Çalışanlarına ve müşterilerine çok değer veriyor. Herkes arı gibi çalışıyor ama herhangi bir mobbing asla yok. Bu tür konularda çok hassaslar. Buradaki yöneticimiz tatlı sert, prensipli, çalışkan ve işinde iyi bir Japon. Bana sürekli öğütler veriyor ve şirket kültürüne alışabilmem için beni yönlendiriyor. Birlikte çalıştığım ekip arkadaşlarım da çok iyi ve profesyoneller. Mobbing meselesine gelince, sanki biraz kişisel bir durum ya da genelleme yapabilmem için daha erken.

İş hayatınızın dışında günlük hayatınız nasıl geçiyor? Sosyal aktiviteler yapıyor musunuz? Japon arkadaşlarınız ile nasıl vakit geçiriyorsunuz? Sizce Japonlar ile arkadaşlık kurarken nelere dikkat edilmelidir?

Sevdiğim için geldiğim bu ülkeyi daha da severek yaşıyorum. Japonya bir müzikal gibi. Etkinlikler, festivaller bir müzikalin perde açıp kapaması gibi birbirini takip ediyor. Mesela Cadılar Bayramı zamanı geldiğinde bir sabah dışarı çıkarsınız ve her yer cadılar bayramı konseptli ürünlerle dolmuştur. Biraz zaman geçer “momiji” zamanı gelir. Kızıl yapraklı akça ağaçlar sebebiyle dağlar taşlar kırmızının elli tonuna döner. İnsanlar bahçelere parklara ağaç görmeye gider. Dükkanlar yine bu konseptte ürünlerle dolar. Biraz daha zaman geçer, bütün o süsler, ürünler kaybolur ve her yer yeni yıl ürünleriyle dolar. İsterseniz kapitalizm diyin isterseniz başka bir şey ama burda perde açılır, müzik başlar, festival yapılır, perde kapanır, başka bir festival başlar ve müzik devam eder. Eğlenceli ise her dinin her memleketin bayramını kutlar, gerekirse eğlencesiz kısımları çıkarıp yeni adetler eklerler. Örneğin, Sevgililer Günü burda kızların erkeklere (sadece sevgililerine değil arkadaşlarına da) çikolata verdiği bir gün. Ondan bir ay sonra Beyaz Gün var. Bu kez çikolata alan erkekler kızlara hediye verir.

Kimseyi tanımadan geldiğiniz bir ülkede arkadaş edinmenin en kolay yolu etkinliklere katılmak. Ben Türkiye’de iken bir tür fitness ve dans karışımı olan Zumba yapıyordum. Burada da Zumba etkinliklerine gidiyorum. Sayısız insanla tanıştım. Arkadaş çevremin çoğu Zumba kaynaklı. Çalıştığım yerlerden, okuldan hatta Instagram’dan tanıştığım arkadaşlarım var. Bu kadar etkinliğin olduğu bir ülkede yalnız kalma endişesi taşımanız yersiz olur.

Pokemon Go oynamayı çok seviyorum. Burada elinde telefon tutabilen herkes bu oyunu çılgınca oynuyor. Oyun içinde etkinlik zamanları var, bu zamanlarda, örneğin bir parka gidip tüm Pokemon Go oyuncuları toplanıyoruz. Orada torununun çocuğuyla bu oyunu oynayan nineler bile oluyor.

Burada çok yaygın bir eğlence çeşidi olan karaokeye de gidiyorum. Japonlar şarkı söyleme konusunda çok başarılı, karaoke kültürlerinin bir parçası desem abartmamış olurum. Tek başına karaokeye gidip pratik yapan insanları gördüm.

Arada “Arcade game” (atari salonu) alanlarına da gidiyorum. Birbirinden farklı yüzlerce oyun var. Buraların bazı müşterileri genelde tek bir oyunda olağanüstü derecede başarılı. Oynamasanız bile izler, hayret edersiniz.

Tabii ki “onsen” yani Japon kaplıcaları. Özellikle kışın “rotenburo” denilen açık hava kaplıcalarında gece yıldızları izlemek kadar güzel bir şey yok.

Bunların haricinde mutlaka vakit ayırıp spora gidiyorum. Grup dersleri ve havuz etkinliklerine katılıyorum. Japon mutfağını ve yemek yemeyi sevdiğim için güzel restoranları keşfetmeye çalışıyorum. Tatlı yemeye, özellikle sezonluk tatlıları yapan yerleri bulup, buralara gidiyorum. Sakura zamanı sakuralı, kestane zamanı kestaneli tatlılar oluyor. Sonra yine spora gidiyorum 🙂

Bir de memleket özlemini birlikte atlatmaya çalıştığım Türk arkadaşlarım var. Burada yaşamanın kazandırdığı bir güzel hediye de onlar.

Japonlarla arkadaşlık ederken, onların da yapmayacağı şeyleri, size garip gelse de yapmayın. Yani toplumsal ve etik kurallara uyun. Yaşayarak anlıyorsunuz ki, “usul” Japonya’da “niyet”den önce geliyor. Örneğin, arkadaşlarınıza teşekkür ederken “arigatou” diyebilirsiniz ama yöneticinize/öğretmeninize/tanımadığınız birine teşekkür ederken “arigatou” derseniz, bu hakaret gibi kaba bir şey. “Arigatou gozaimasu” demelisiniz. Sonuç olarak içten bir teşekkürünüz, bir Japon’un yüzünde bir memnuniyetsizlikle sonuçlanabilir. Genel olarak bu tarz şeylerde yabancılara karşı daha toleranslılar ama bir süre burada yaşadığınızda artık sizden de bekliyorlar bu hassasiyeti.

Japonya’da yaşadığınız zorluklar var mı? Japonlar size “yabancı” muamelesi yapıyorlar mı? İş ararken, ev kiralarken, lokantada, metroda ayrımcılığa uğradınız mı?

Herhangi bir ülkeye yaşamaya gittiğinizde bir takım zorluklarla karşılaşacağınızı bilirsiniz zaten. Ancak Japonya açıkçası ekstra zor bir yer. Hatta bir sene sonra bile hala zor olan şeyler var benim için. Örneğin markette temizlik malzemeleri reyonuna gittiğimde stres oluyorum her seferinde. Aslında istediğim şey deterjan ama paketin üzerinde yazılanları okumaya çalışıp aldıktan sonra umduğum tek şey o paketten deterjan çıkması. Genellemem gerekirse Kanji alfabesi kullanılan bu ülkede ilk başlarda tek başınıza gündelik işleri halletmeniz zor.

Japonlar bana ve Japon olmayan herkese yabancı muamelesi yapıyor. Burada 40 yıl da yaşasam bundan vazgeçmeyecekler. Örneğin tanımadığım bir Japon’a, Japonca soru sorduğumda, bana binbir gayretle İngilizce cevap veriyor ve konuşmamız benim Japonca onun çaresizce İngilizce konuşmaya çabalamasıyla sürüyor. Bu durum başta beni rahatsız ediyordu ama kendi içinde ne kadar baskıcı olduklarını gördüğümde bu durumu lehime kullanmaya başladım. Bir şeyi beceremesem de sadece yabancı olduğum için kınanmıyorum. Bir restoranda yemek yedikten sonra aşçıya Japonca ve usulüne uygun bir şekilde “elinize sağlık” dediğimde bu aşçının yüzünü bir başka gülümsetiyor. Sonuç olarak yapabildiklerim bir Japona göre daha çok alkış topluyor, yapamadıklarım yabancı olduğum için anlayışla karşılanıyor.

İnstagram’dan sizi takip edenlerin de bildiği gibi gezmeyi çok seviyorsunuz ve harika fotoğraflar çekiyorsunuz.  Japonya’da gezdiğiniz yerlerden en çok etkilendiklerinizi anlatabilir misiniz?

En çok etkilendiğim yerler değil de mevsimler sanırım. İlk baharda sakuralar (kiraz çiçekleri), yazın matsuriler (festivaller), sonbaharda momijiler (akçaağaçlar), kışın ışıklandırmalar Japonya’yı her mevsim etkileyici, fotojenik ve görmeye değer yapıyor.

Gidip gördüğüm yerlerden aklımda en çok kalanı “Nikko Edo Wonderland”. Japonya’nın Edo dönemi temalı bir köy inşaa edilmiş. Girişte o dönemin modasına uygun kimonolar kiralıyorsunuz ya da daha orijinal bir şey yapıp bir ninja olabilirsiniz. Köyde yaşayanlar size kıyafetinizin toplumdaki statüsüne göre davranıyorlar. Örneğin bir prenses kimonosu giyiyorsanız köydeki insanlar sizi gördüğünde yere kapanarak selam veriyorlar. Bir “ronin”seniz polisler sizi tutukluyor. Köyde satılan şeylerin ücretleri günümüzün parası olan “yen” ile değil o zamanın para birimi olan “ryo” ile yazıyor. Köy içerisinde ücretsiz eğitim alabilceğiniz etkinlikler (okçuluk gibi) ve izleyebileceğiniz şovlar var. Bir Naruto hayranı olarak Ninja gösterisini hayranlıkla izlemiştim. Geleneksel japon enstrümanını tutmayı ve kısacık da olsa bir parça çalmayı öğreniyorsunuz örneğin. Daha birçok güzel detay var. Biraz pahalı ama unutamayacağınız bir deneyim olacaktır.

En sevdiğim şehir ise Kyoto. Kaç kere gitsem de yine gitmek isteyeceğim bir şehir. Öyle sadece turistik yerleri değil bir çok yeri güzel. Bir de Nara’yı sevmiştim. Sanırım yerlerden çok deneyimler kalıyor aklımda.

Japonya’ya turist olarak gelmeyi düşünenler için mutlaka görmeleri gereken şehir ve mekanlar hakkında sizin tavsiyeleriniz nelerdir?

Japonya’nın şimdiki başkenti Tokyo ve önceki başkenti Kyoto merkezli bir plan yapıp bu şehirlere yakın diğer şehirleri de plana dahil edebilirler. Gelmeden önce Japon tarihini konu edinen dizi ve filmleri izlemelerini, kültürünü anlatan kitapları okumalarını öneririm. Bu tarihi doku, bilgiyle birleştiğinde gezmesi çok zevkli oluyor inanın. Çünkü yapılan şey sıradan bir yurt dışı gezisi olmayacak, eminim onları derinden etkileyecek. Pahalı bir ülke olduğu için gezinin iyi planlanmasını ve mümkünse sadece turistlerin kullanabildiği JR pass denilen ön ödemeli tren biletlerin alınarak sınırsız yolculuğun tadını çıkarmalarını tavsiye ediyorum. Japonlar bu biletleri çok kıskanıyorlar. Ayrıca gezip görme dışında bolca deneyim edinmeye çalışmak da önemli.

Japonya’da uzun süre yaşamayı planlıyor musunuz yoksa kariyerinizde bir hedefe ulaştıktan sonra Türkiye’ye dönmeyi düşünüyor musunuz?

Daha önce de söylediğim gibi ne buraya gelirken tahmin ediyordum ne de şimdi Japonya’da ne kadar yaşayacağımı bilmiyorum. İç sesim birkaç sene daha burada olacağımı söylüyor. Japonya her gün beni şaşırtmaya devam ettiği sürece buradayım sanırım. İlk geldiğim zamanlar biraz zor geçti ama şimdi sevdiğim bir işim, arkadaşlarım, keşfetmekten yorulmadığım koskoca bir ülke var. İlk yıl düzen kurmaya çalışarak çok zor geçti, şimdi sanki tadını çıkarmanın zamanı geldi.

Esra Hanım’ı İnstagram’dan takip edebilirsiniz; https://www.instagram.com/oncejapanatime/

Yorum Yap

Yorum Yap