DOLAR 32,2511 0.14%
EURO 35,0023 0.27%
ALTIN 2.417,880,36
BITCOIN 22126882.08652%
İstanbul
18°

HAFİF YAĞMUR

11:43

ÖĞLEYE KALAN SÜRE

  • Menü
X
MEXT: Araştırma Bursunu Kazanıp Tokyo Üniversitesinde Yüksek Lisans Yapan Cem Ertül ile Burs ve Japonya Hakkında
  • Japonya Postası
  • Yaşam
  • Röportaj
  • MEXT: Araştırma Bursunu Kazanıp Tokyo Üniversitesinde Yüksek Lisans Yapan Cem Ertül ile Burs ve Japonya Hakkında

MEXT: Araştırma Bursunu Kazanıp Tokyo Üniversitesinde Yüksek Lisans Yapan Cem Ertül ile Burs ve Japonya Hakkında

ABONE OL
Temmuz 13, 2020 09:02
MEXT: Araştırma Bursunu Kazanıp Tokyo Üniversitesinde Yüksek Lisans Yapan Cem Ertül ile Burs ve Japonya Hakkında
0

BEĞENDİM

ABONE OL

1) Cem Bey, öncelikle çok önemli bir başarıya imza atmışsınız. Japonya Postası olarak sizi tebrik ediyoruz, başarılarınızın devamını diliyoruz. Kendinizden biraz bahseder misiniz?

Çok teşekkür ederim. Şimdi daha çok çalışarak hem Japon Devleti’nin güvenine layık olma, hem de Türkiye’yi burada en iyi şekilde temsil etme zamanı. Kendimden kısaca bahsedeyim: 1997 İstanbul doğumluyum. Üsküdar Amerikan Lisesi’nden mezun olduktan sonra lisans eğitimim için Hollanda’ya taşındım. Erasmus University Rotterdam’da tarih bölümünü modern kültürel tarih alanında uzmanlaşarak birincilikle bitirdim. Japonya’yla ilişkim Hollanda’daki son senemde başladı. Bir dönem değişim yaparak Keio Üniversitesi’nde 5 ay geçirdim. Mezun olduktan sonra İstanbul’a dönerek MEXT bursuna başvurdum. Sonucu beklerken vaktimi Pedersen & Partners firmasında çalışarak geçirdim. Nisan 2020’den beri de Tokyo’dayım. Akademik hayat dışında derin bir gastronomi tutkum var. İmkân oldukça yeni restoranlar geziyor ve yeme-içme kültürü hakkında yazılar yazıyorum.

2) Tokyo’da bulunan Keio Üniversitesindeki 5 aylık öğrenci değişimi deneyiminizi anlatabilir misiniz?Japonya’da değişim yapmaya nasıl karar verdiniz, sizi buna iten neden neydi? Japonya’da değişim yapmak nasıl bir deneyimdi?

Üniversitemde bize bir dönem değişim yapma imkânı sunuldu. Benim değişim programından beklentim kendimi hiç bilmediğim, bana tamamen yabancı bir kültürün içerisine sokmaktı. Bunu düşünerek, yine bir Batı ülkesine gitmek yerine dünyanın öbür ucuna, Japonya’ya gitmeye karar verdim. Açıkçası beklentilerimin tamamen ötesinde bir deneyim yaşadım. Tokyo, dünyanın en büyük şehri. Bunu nüfustan ziyade sunduğu şeyler anlamında söylüyorum. Sınırı yok. Tokyo’da her geçen gün bulunduğum yeri ne kadar az bildiğim ile yüzleşiyordum. Benzeri olmayan, şiddetli bir yabancılık hissi. Bunu olumsuz anlamda söylemiyorum. Tam aksine, bu his beni konfor alanımdan çıkartıp keşfetmeye zorladı. Keşfettikçe müthiş bir tatmin duyuyor, bir yandan da şehrin içinde daha da kayboluyordum. 5 ay sonunda şunu söyleyebilirim ki hayatım Japonya öncesi ve sonrası olmak üzere ikiye ayrıldı. Dönüş uçağına binerken de en kısa zamanda geri geleceğime dair kendime söz verdim, zira dolu dolu geçen 5 ayda Tokyo’nun yüzde 1’ini bile keşfedemediğimi biliyordum. Eğer meraklı, yeniliklere açık biriyseniz ve imkânınız da varsa, değişim için Tokyo’yu gözüm kapalı öneririm.

3) Çoğu kişinin bildiği gibi, Japonya Eğitim, Kültür, Spor, Bilim ve Teknoloji Bakanlığının belli ülkelere tanıdığı özel bir burs var: MEXT(Monbukagakusho: 文部科学省). Bu bursun birkaç türü var: Araştırma, lisans ve meslek yüksek okulu bursu. MEXT Araştırma bursuna başvurmaya nasıl karar verdiniz? Japonya’da yüksek lisans yapmanın size ne gibi avantajlar sunacağını düşündünüz?

Japonya’dan döndükten sonra ilk iş nasıl geri gidebilirim, araştırmaya başladım. MEXT bursu, tam hayalimdeki fırsattı. Dünyada yüksek lisans seviyesinde öğrencinin bütün okul masrafını karşılayıp bir de cebine para koyan çok az burs var. Japonya için böyle bir imkânın olduğunu görünce bütün planımı ona göre yaptım. Bu sırada Hollanda’ya döndükten sonra tez yazmam gerekiyordu. Tezime Japonya’yı da katmaya karar verdim ve asıl ilgi alanım olan modern Türk Tarihi ile birleştirerek yeni bir konuya vardım. Japonya’nın Jön Türkler ve Türk milli kimliğinin gelişimi üzerindeki etkisi hakkında yazdığım bu tez, çok başarılı oldu ve böylece yüksek lisans seviyesinde çalışabileceğim bir alan da yaratmış oldum kendime. Bu araştırmayı en iyi şekilde yapmak için beni entelektüel anlamda motive edecek, merakımı canlı tutacak bir yere ihtiyacım vardı. Japonya’nın bu konuda da ideal olduğuna kanaat getirdim.

4) Bu süreçleri yakından takip eden okuyucularımız bilir, bu sürecin ilk basamağı yüklü bir kağıt işi yapma ve dosya hazırlamadan geçiyor. Dosya hazırlanırken belli kurallar ve düzen çerçevesinde yapılması gerekiyor yoksa başvurunuz reddediliyor. İlk basamakta, yani dosyanızı oluşturmakta, zorluk yaşadınız mı?Dosya hazırlarken, formlar doldurulurken uyulması gereken kurallardan bahseder misiniz? Dosyanızı hazırlarken yararlandığınız bir kaynak var mıydı?

Dosya süreci, benim için oldukça zordu çünkü birçok dosyayı Hollanda’dan temin ettim ki sistem ve format olarak bizden çok farklılar. İki ülkenin bürokratik sarmalında sinirleri oynatıcı bir süreç geçirsem de özellikle babamın gayretli yardımıyla eksiksiz bir dosya hazırladım. Burada anahtar konu talimatlara birebir uymak. Dediğiniz gibi belli bir dosya düzeni bekleniyor sizden. Bu kuralları çok dikkatlice okuyarak, teslim tarihinden çok önce gerekli belgeleri temin etmeye başlamalısınız. Ben sadece büyükelçiliğin yayınladığı kaynaklardan yararlandım, kafama takılan birkaç nokta hakkında da elçiliği arayarak bilgi aldım.

5) Herkesin merak ettiği, ikinci aşama olan sınavlardan sözü açalım. Normalde diğer burs türleri için daha çok ve çeşitli sınav yapılıyor ancak araştırma bursu için İngilizce ve Japonca sınavları yapılıyor. Bu sınavların zorluk derecesini, ağırlık verdiği İngilizce yetisini (okuma/yazma/dinleme/gramer/dil bilgisi vb.) değerlendirir misiniz? Japonca sınavı hakkındaki görüşlerinizi de alabilir miyiz?

Sınavlar çoktan seçmeli, bir örnek de elçiliğin sitesinde mevcut. İngilizce olanı kısa bir sınav. Ben genel seviyeyi yüksek bulmadım. SAT, GRE gibi başka sınavlarda deneyimi olanların zorlanmayacağını düşünüyorum. Fakat benim sınavımda tuzak soru olarak nitelendirebileceğim birkaç tane gramer sorusu vardı. En az üç-dört soruda iki şık arasında kalarak birini tercih ettim. Sınavdan sonra kontrol ettiğimde şanslı olduğumu gördüm. Japonca sınavına gelince, temel bir Japonca bilgim olmasına rağmen başlangıç seviyesindeki sorularda dahi zorlandım. İngilizceye göre daha uzun ve zorlu bir sınav.

6) Son aşama olan mülakat nasıl bir deneyimdi? Kendinizi mülakata nasıl hazırladınız? Mülakata gitmeden önce ve mülakattayken nelere dikkat ettiniz? Keşke demeseydim/yapmasaydım dediğiniz bir şey var mı? Mülakat kaç dakika sürdü?

Benim ilk mülakat deneyimimdi. Odaya girince karşımda uzun bir masada sıralanmış olan, son derece ciddi bir biçimde beni bekleyen kalabalık bir jüri grubu ile karşılaştım. O gerginlikle yaklaşık bir dakika jürinin suratına baktığımı hatırlıyorum. Neyse ki, konuşmaya başlayınca gerisi geldi. Mülakat için en önemli konu, araştırmanızı düzgün biçimde açıklayabilmeniz ve bu araştırma için neden Japonya’yı tercih ettiğiniz konusunda net ve ikna edici bir açıklama sunabilmeniz. Bunun da ötesinde, ben Japonya’ya duyduğum ilgiyi ve orada geçirdiğim zamanın bende bıraktığı derin izleri ifade etmeye özellikle gayret ettim. Mülakat aslında oldukça kısa, 15 dakika sürüyor. Bittiğinde doğal olarak keşke şunu da deseydim diye düşündüğüm oldu. Fakat şok etkisini atlattıktan sonra tekrar değerlendirince oldukça iyi geçtiğini ve şansımın yüksek olduğunu düşündüğümü hatırlıyorum.

7) Japonya’da hangi konu hakkında araştırma yapmayı planlıyorsunuz? Bu araştırma planını nasıl sundunuz ve anlattınız? Japonya’yı oradaki zamanınızı verimli kullanacağınıza nasıl ikna ettiniz?

Yukarıda bahsettiğim gibi, lisans tezimde Japonya’nın Türk modernleşmesindeki yerini inceledim. Bu, aslında bir entelektüel tarih çalışması. Yani somut siyasi gelişmelerden ziyade dönemin ünlü Türk aydınlarının fikir dünyasını inceledim ve Japonya tahayyüllerini analiz ettim. Japonya ve Türkiye, birbirinden çok farklı iki ülke olmasına rağmen 19. Yüzyılda benzer bir tarihsel süreçten geçtiler. İki ülke de, emperyalizmin altın çağı sırasında Batı tehdidini üzerinde hissederek bağımsızlığını koruma adına Batı’nın gücüne rakip olma çabası içine girdi. Bunun tek yolu, Batı’nın Sanayi Devrimi ve Aydınlanma’nın entelektüel birikimi ile elde ettiği maddi ilerlemeleri benimsemekten geçiyordu. Fakat bugün biliyoruz ki, modernleşmeyi maddi gelişim ile sınırlamak beyhude bir girişim. Nitekim, hem Osmanlı’da hem Japonya’da, modernleşme serüveni büyük bir sosyo-kültürel buhranı ve ideolojik kaybolmuşluğu beraberinde getirdi. İki toplumda da doğu-batı arasında sıkışmışlık ile bunu izleyen kimlik bunalımı, yeni tepkiler ve arayışlar yarattı. İşte ben de araştırmamda bu ekseni göz önüne alarak iki dünya savaşı arasında Japonya ve Türkiye’de gelişen radikal milliyetçi akımı
inceleyeceğim. Bir anlamda tezimin devamı olacak, hem kronolojik hem düşünsel olarak. 1940’lara yaklaşırken artık modern milli kimliği inşa eden milliyetçiliğin yavaş yavaş reaksiyoner ve saldırgan bir ideolojiye evrildiğini görüyoruz. Bu süreç iki ülkede nasıl gerçekleşiyor? Radikal milliyetçi aydınlar benzer şeylere mi tepki veriyor? Bunları inceleyeceğim. Mülakatta da anlattığım bir anekdottan söz edeyim. Keio’dayken modern Japon edebiyatına da merak salmıştım. Ünlü yazarlardan Yukio Mishima’yı okurken, kendimi sanki Nihal Atsız okuyormuş gibi hissettim. İki yazarın bu kadar farklı yerlerde benzer ideoloji geliştirmelerini tarihsel bağlama oturtma isteği, araştırmaya dair tutkumu ateşleyen şey oldu.

8) Bursun Türkiye aşamasını geçtikten sonra Japonya’dan da kabulünüz geldiğinde hangi bölüm ve üniversiteler için başvurdunuz? Sosyal bilimler alanında dünyaca ünlü ve çok meşhur olan Waseda Üniversitesini de değerlendirdiniz mi? Bölüm ve üniversite seçim süreciniz nasıl işledi? Neden Tokyo Üniversitesinin İngilizce olan“Küresel Toplumlar” bölümünü seçtiniz?

Aslında bursun en zorlu süreci ilk aşamada kabul aldıktan sonra oldu. Bunu izleyen bir ay içerisinde okullardan kabul mektubu temin ederek elçiliğe ulaştırmamız gerekti. Fakat işin can alıcı kısmı bundan sonrası. Kesin kabul ve yerleştirmeye uzanan süreç 4 aylık bir bekleme. Bu süreçte yüzde 99 Japonya’ya gideceğinizi biliyorsunuz fakat yüzde 1’lik ihtimal sizi hiç terk etmiyor. Dolayısıyla başvuracaklara, öncelikle sabır diler ve iradeli olmalarını tavsiye ederim. Okul kabul sürecinde öncelikle Utokyo’ya, ardından Waseda ve Sophia’ya başvurarak kabul aldım. Burada benim için zorlu olan, alanım oldukça spesifik olduğu için buna uygun bir akademisyen arayışıydı. Dahası, bu akademisyenin İngilizce biliyor olması ve sonrasında yüksek lisansa devam etmek istediğim için İngilizce bir programla bağlantılı olması gerekliydi. Yani fazla seçeneğim yoktu. Üç okul arasında Utokyo’yu seçmem biraz duygusal bir karardı. Okulun kampüsünü Keio’dayken ziyaret etmiş ve çok
sevmiştim. Ayriyetten, irtibat kurduğum akademisyenin bana sıcak yaklaşımı etkili oldu. Yüksek Lisans için devam edeceğim Küresel Toplumlar programı, interdisipliner bir sosyal bilimler bölümü. Kendi araştırmamda bu programda edineceğim farklı metodolojileri kullanmayı hedefliyorum.

9) Japonya’da İngilizce olan üniversite bölümleri çok az fakat yüksek lisans bölümleri buna oranla daha fazla. Japonya’daki İngilizce bölümlere giden çoğu kişi internette bu bölümlerin “yetersiz” olduğunu düşünüyor ve hocaların dahil İngilizce’yi düzgün konuşamadıklarından yakınıyorlar. Arada zor kısımlarda özellikle, Japonca konuşulduğundan ve bu kısımları öğrencilerin anlamadığından şikayet ediyorlar. Bu görüşlere katılıyor musunuz?

Benim incelediğim İngilizce yüksek lisans programlarında farklı ülkelerden hocaların olması dikkatimi çekmişti. Ayrıca Japon öğrenciler genellikle bu bölümleri tercih etmiyor, dolayısıyla Japonca konuşulacağını düşünmüyorum. Japon hocalarının İngilizce seviyesi ise değişiyor ve bu noktada eğer İngilizce çalışacaksanız dile hakim olan bir hoca belirlemekte fayda var. Benim hocam Japon fakat araştırma dili İngilizce. Dolayısıyla dil anlamında sıkıntı yaşamadım.

10) Bölümünüzdeki ve üniversitenizdeki yabancı öğrencilerin sayısı hakkında yaklaşık bir şey söyleyebilir misiniz?

Bölümüm ağırlıklı olarak yabancı öğrencilerden oluşuyor. Bunların da büyük kısmının Çin, Kore, ve Güneydoğu Asya ülkelerinden geldiğini söyleyebilirim.

11) Bölümünüzdeki ve üniversitenizdeki araştırma imkanlarından (kütüphane, e-arşiv, çalışma odaları, ilgili profesörler vb.) bahseder misiniz? Profesörlerin yüksek lisans öğrencileri ile yakından ilgilendikleri söyleniyor, bu doğru mu? Yabancı öğrencilerin yabancılık çekmeden, rahatça çalışabilmesi için uygun ortam var mı?

Beni kabul eden ve beraber çalıştığım profesörün bana yaklaşımı oldukça sıcak. Tabi iki senelik deneyimin sonunda bu soruya daha isabetli yanıt verebilirim. Fakat şu ana kadarki izlenimlerime dayanarak okulun yabancı öğrencilere yardımcı olmaya ve onların deneyimini kolaylaştırmaya istekli olduğunu söyleyebilirim. Tokyo Üniversitesi’nin toplam 9 milyondan fazla kitap içeren birden fazla kütüphanesi var. Şu ana kadar istediğim İngilizce kitaplara ulaşabildim.

12) MEXT Araştırma Bursu’nun aylık verdiği burs miktarı Tokyo/ Japonya’da yaşama masraflarının ne kadarını karşılıyor? Gayet yeterli mi, ucu ucuna mı? Bu konu hakkında neler düşünüyorsunuz?

Tokyo’daki en önemli masraf kira. Uygun fiyatlı bir yurtta kalıyorsanız MEXT bursu rahat bir öğrenci yaşamı için yeterli olabilir. Aksi takdirde ufak da olsa bir ek gelir yaratmak gerekebilir.

13) Japonya’daki ulaşım, kırtasiye, kitap, yurt gibi öğrencilik masrafları hakkında yorum yapabilir misiniz?

Ulaşım Japonya’da bir diğer önemli masraf. Benzersiz bir tren ağı ile birbirine entegre olmuş büyük bir şehirden bahsediyoruz. Trenlerin fiyatı pahalı olmasa da her gün kullanmak zorunda olanlar için ciddi bir masraf kalemi ulaşım. Yine yaşadığınız yer çok önemli bu noktada. Günlük yolculuğunuzda birden
fazla hat değiştirmek zorundaysanız masraf katlanıyor. Aylık aboneliklerle fiyatı biraz düşürmek mümkün. Yurtlar okuldan okula çok değişiyor, fakat her halükârda merkez Tokyo’da ev tutmaktan daha avantajlı. Kırtasiyelikler hem ucuz hem kaliteli. Sıkça bulunan 100 yen dükkanlarında ucuz küçük eşya ve kırtasiyelik bulmak mümkün.

14) Son bir yılda birçok şey oldu…Koronavirüsü yüzünden sınırlar kapandı, online eğitime geçildi gibi. Koronavirüsün beraberinde getirdiği kısıtlamalar çerçevesinde eğitim hayatınız nasıl devam etti? Ne gibi değişikler oldu? Koronavirüs durumunun devam etmesi durumunda burs sürecinizin/ eğitim hayatınızın etkileceğini düşünüyor musunuz?

Öğrenciler için gerçekten talihsiz bir durum. Ben Japonya’ya son anda giriş yaptım, kendimi şanslı sayıyorum. Fakültemde bu sene gelebilen tek MEXT öğrencisi olmuşum. Umarım sonbaharda sınırlamalar kalkar da diğer yabancı öğrenciler ülkeye gelebilir. Şu ana kadar derslerin tamamı online ve kampüsün kullanımı limitli. En kısa zamanda tekrar sınıflara dönmeyi ve diğer öğrencilerle tanışmayı umuyorum. Online eğitimin üniversite deneyimini oldukça kısıtlayıcı olduğunu düşünüyorum. Bunun yanında Japonya, halkın yüksek bilinci sayesinde virüsle şu ana kadar çok iyi başa çıktı. Bu kadar kalabalık bir şehrin bu sıra dışı süreci az hasar ile atlatmasından çok etkilendim.

15) Gelecekte Japonya’da çalışmayı düşündünüz mü? Bunun için izlemeniz gereken adımlar, yapmanız gereken şeyler var mı?

Japonya’da çalışmayı istiyorum. Bu hedef için ilk adım dili öğrenmek. Bunun yanı sıra, iki seneyi verimli kullanarak buradaki bağlantılarımı güçlendirmeyi ve farklı kariyer opsiyonlarını keşfetmeyi amaçlıyorum. Araştırmamın gidişatına göre doktoraya devam etmek de düşündüğüm bir seçenek.

16) Japonya’da boş zamanınızı nasıl değerlendiriyorsunuz? Üniversitenizin kulüplerinden, düzenlediği organizasyonlardan yararlanıyor musunuz? Hobileriniz nelerdir?

Başta ifade ettiğim gibi, bir gastronomi düşkünüyüm. Boş günlerimde yeni restoranlar keşfetmeye çalışıyorum. Yeme-içme deneyimlerimi yazdığım bir instagram hesabım mevcut. Ayrıca buradaki iki senemde Japon içkileri konusundaki bilgimi artırmayı hedefliyorum. Sake, en az şarap kadar çok yönlü ve yemekle eşlenme potansiyeli yüksek bir içki. Dünyada ve Türkiye’de çok bilinmiyor. Hazır buradayken bu konuda kendimi geliştirmek istiyorum. Boş vakitlerimde Tokyo’yu bisikletle gezmeyi de çok seviyorum. Her mahallede keşfedilecek sayısız şey var. Şu anda pandemi süreci nedeniyle üniversite kulüpleri aktif değil. Açıldıklarında futbol kulübüne girmeyi isterim. Hem Türkiye’de hem Hollanda’da okul takımlarında kalecilik yaptım. Burada da devam etmek güzel olur.

17) Birkaç tane de eğlenceli soru soralım o zaman! Tokyo’daki tren-metro-insan yoğunluğu ile nasıl başa çıkıyorsunuz?

İnanın bana, İstanbul’un yoğunluğundan sonra burası daha rahat geliyor. Tokyo daha kalabalık olabilir ama çok daha organize bir kalabalıktan söz ediyoruz. Yürüyen merdivenlerin yanlış tarafında durulmuyor, metro iniş binişleri özenle icra ediliyor, kaldırımlarda düzgün yürünüyor. Ek olarak, Tokyo bütün kaosuna rağmen sessiz bir şehir. Sokaklarda gürültü yapılmıyor. Ayrıca çok güzel parklar var. Şehirden bunalınca bu yeşil alanlara kaçmayı tercih ediyorum. Yine de pek çok yerde sıra
beklemek zorunda olmak, iyi restoranlarda yer bulmanın zor olması, alışveriş yerlerinin mahşeri kalabalığı bazen canımı sıkıyor.

18) Tokyo’nun dünyaca meşhur Shibuya-Shinjuku-Akihabara-Asakusa-İkebukuro-Roppongi-Harajuku-Ginza semtlerinden hangilerine gitme fırsatı buldunuz? Buralarda gözlemlediğiniz ilginç bir şeyi paylaşır mısınız?

Saydığınız yerlerin hepsi ayrı birer şehir gibiler. Sadece bir tanesinde yapılabilecek şeylerin sayısı herhangi bir Avrupa şehrinden daha fazla. Boş günlerde yeni bir semte gidip sokaklarında kaybolmayı çok seviyorum. En sevdiğim semt harika kafe ve restoranlarıyla Ginza. Buranın geniş ve modern caddeleri örneğin Asakusa’nın dar ve keşmekeşli geleneksel sokaklarıyla hoş bir tezat oluşturuyor. En eğlenceli manzaralara cumartesi akşamları Shibuya ve Shinjuku’da rastlamak mümkün. Bu semtlerin renkli bir gece hayatı var. Shibuya’nın meşhur meydanında, 1 milyon kostümlü insanla Cadılar Bayramı kutlayışımı unutamıyorum. Bu arada Tokyo’ya yakın olan ve trenle bir iki saatte ulaşılabilecek çok ilginç kırsal bölgeler de var. Onsenleri ile meşhur Hakone, Fuji Dağı çevresindeki göller, geleneksel bir köy olan Kawagoe gibi.

19) Japonca öğrenmek zor mu sizce? Japonca’yı daha iyi bir şekilde öğrenmeyi düşünür müsünüz? Bunun için Japonya’da yaptığınız aktiviteler var mı?

Japonca öğrenmek beni oldukça zorluyor. Belki bir senemi sadece dil öğrenmeye ayırabilsem farklı olur ama bir yandan okulla beraber dili öğrenmek kolay değil. En zor tarafı okuma-yazma. Bildiğim kanjiler ile yazılmış basit bir metni dahi okumak oldukça zaman alıyor. Konuşma için ise Japon arkadaşlarımla pratik yapmak son derece faydalı. Burada yokocho denilen sokaklarda bulunan çok küçük barlar var. Bazen bu 4-5 kişilik barlara gidip barmen ve müşterilerle sadece Japonca kullanarak sohbet etmeye çalışıyorum.

20) Çok iyi bir sushi restoranına gittiniz mi? Conveyor-belt(bantlı) sushi restoranına gittiniz mi? Tokyo’da keşfettiğiniz ve beğendiğiniz Japon yemekleri yapan restoranlar var mı? Hangilerini önerebilirsiniz?

Tokyo’ya ilk geldiğimde hemen bir conveyor-belt restoranına gittim. Yediğim sushi hem çok ucuzdu hem de çok lezzetli olduğunu düşündüm. Fakat gerçek sushi ile ilk omakase deneyimimi yaşadığım Sushi Tou adlı bir restoranda tanıştım. Omakase, şefin sizin önünüzde sushileri tek tek hazırlayarak servis ettiği bir yemek biçimi. Restorandan dışarı çıktığımda, gülümsemeyi durduramadığımı hatırlıyorum. Bana farklı bir dünyanın kapılarını açan, gastronomiye bakışımı değiştiren ve yemek yemenin ne kadar hedonist bir eylem olabileceğinin farkına varmamı sağlayan bir deneyimdi. Sonrasında daha iyi sushi restoranlarına da gittim. Tokyo’daki en önemli sushi şeflerini yetiştiren Ginza Kyubey’i, ve uygun fiyatlı öğle menüsüyle Sushi Ishijima’yı mutlaka öneririm. Sushi’nin yanı sıra, Japon fine dining’i diyebileceğimiz Kaiseki de paha biçilemez bir deneyim. Kaiseki için Ginza Mizuno, Ibuki ve Kaishoku Michiba’yı öneririm. Kaiseki ve omakase sushi, Japon mutfağının zirvesi. Bunların yanı sıra, Japon meyhanesi diyebileceğimiz yerel Izakaya’larda uygun fiyatlı ve leziz yemekler bulmak mümkün. Yemeğin yanı sıra, Izakayalar enteresan atmosferleri ile kültürel bir deneyim de vaat ediyor.

21) Japon mutfağı çok geniş ve çok çeşitli. Balıktan, ete; okazulardan(side dish/ara yemekler)tatlılara kadar birçok geleneksel yemek var. Japonda geleneksel tatlı yapan dükkanlar genellikle bir sonraki jenerasyona geçerek işletiliyor ve bambaşka bir ambiyansı oluyor. Hiç bir geleneksel Japon tatlı(wagashi/和菓子) dükkanına gittiniz mi? Gittiyseniz neler gördünüz?

Çay, Japonya’da çok büyük bir kültürel değer taşıyor. Japon yeşil çayları, özellikle Matcha, oldukça keskin tatlara sahip. Dolayısıyla ufak bir tatlı ile beraber tüketilmeleri tercih ediliyor. Wagashi denilen bu tatlılar, bir sanat haline dönüşmüş durumda. Benim için özel bir yere sahip Wagashi deneyimi, Ginza’da Higashiya adlı bir restorandaydı. Son derece sade ve estetik bir iç dizayna sahip bu dükkan, İngilizlerin “afternoon tea” konseptini Japon tatlarıyla bezenmiş bir şekilde yeşil çayla sunuyor. Birbirinden farklı Japon tatlılarını nadide çaylar eşliğinde tadabilmek unutulmaz bir deneyimdi.

22) Hiç bir okazu dükkanına gittiniz mi? Okazu dükkanları nerede bulunur?Okazu olarak neler yediniz şimdiye kadar?

Okazu, pilav yanında servis edilen yemekleri ifade ediyor. Her şey olabilir. Izgara balık türevleri, karaage denilen kızarmış tavuk, zencefilli domuz eti popüler seçenekler. İşlek tren istasyonlarının etrafında Teishoku denilen set menüleri servis eden restoranlar mevcut. Bir teishoku’da genelde çorba, pilav, turşu ve ana yemek bulunuyor. Farklı okazu seçenekleri tatmak için uygun yerler. Ayrıca benzer içerikli bento’ları da her yerde bulmak mümkün. Bento alıp evde ısıtarak yemek özellikle çalışanlar arasında yaygın, ben de çok seviyorum.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

SON DAKİKA HABERLERİ

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.